ESKİ MUHTAR TARİH YAZDI

 
 
 
GÖLHİSAR’DA
ESKİ MUHTAR TARİH YAZDI
 
 
Gölhisar Armutlu Mahallesi eski muhtarı Mustafa Avcı 69 yaşında tarih yazdı. Emeklilik günlerinde gelecek nesillere yazılı bir kaynak bırakabilmek için 64 yaşında bilgisayar kullanmayı öğrenerek, muhtarlığını yaptığı mahallenin tarihini, geleneklerini ve eski yaşanılanları araştırarak keleme aldı.
 
1939 doğumlu olan Kel Ali oğlu Mustafa Avcı, Bölmepınar’da vekil öğretmenlik, Burdur Deftarlığı’nda tahsildarlık yaptıktan sonra 1985 yılında Gölhisar Mal Müdürlüğü veznedarlığından emekli oldu. 1985 yılından buyana ise emekli olan ve arzuhalcilik yapan Avcı, 1989–1999 yılları arasında iki dönem armutlu Mahallesi muhtarlığı yaptı.
 
Emeklilik günlerinde mahallesinin tarihini ve geçmişini araştırmaya başlayan Mustafa Avcı, babasını ve yaşlıları da dinleyerek geçmiş hakkında ilk ağızdan bilgiler topladı. Aynı zamanda fotoğraf çekmeyi de çok seven Avcı, araştırmasına konu olan yerlerin fotoğrafını da çekerek, gelecek nesillere geçmişle ilgili önemli bir kaynak oluşturdu.
 
 
64 yaşında bilgisayar kullanmayı öğrenerek, yedi ayda tamamladığı araştırmasını, Gölhisar Belediyesi web sitesi aracılığıyla kamuoyuyla paylaşan Mustafa Avcı; “Gelecek nesillerin ve çocuklarımızın mahallemiz ve geçmişimiz ile ilgili bilgi sahibi olması için böyle bir çalışma yaptım. Ayrıca fotoğraf çekmeyi, folklorik ve geleneksel öğelerde araştırma yapmayı çok seviyorum. Araştırmamın kamuoyu ile paylaşılmasını sağlayan Gölhisar Belediyesi Halkla İlişkiler Müdürlüğü’ne teşekkür ediyorum” dedi. 
  
 
GÖLHİSAR
ARMUTLU MAHALLESİ TARİHİ
 
 
Bugünkü adıyla Armutlu Mahallesi 1839 yılına kadar merkezi Kütahya’da olan Anadolu Beylerbeyliğine bağlı, Uluköy adında bir köydür. 1850 yılına kadar Burdur ile birlikte Konya Vilayeti Isparta Kaymakamlığına bağlı kalan Armutlu köyü, 1851 de Armutlu kaza merkezi olur. 1853’de ise Armutlu nahiyesi ve Horzum köyü birleştirilir ve 1867 idari ıslahatında Tefenni ‘ye bağlı Armutlu nahiyesi olur. 86 yıl nahiye olarak kalan Armutlu, 1953 yılı mart ayında Armutlu nahiyesi Horzum köyü ile birleştirilerek Gölhisar adıyla ilçe olur.
 
ARMUTLU ADININ NEREDEN GELDİĞİ: Armutlu önceleri Uluköy olarak bilinmektedir. Yaşlıların anlattıklarına göre, Uluköy de imece usulü kır yolu yapılır. Tefenni’den yetkili bir kişi yapılan yolu görmeye gelir, Öğle vaktidir ve yolda çalışanlar öğle yemeğine oturuşlardır. Yetkili kişi her sofrada birer ikişer armut görür, merak eder ve Armutlu ovasında çok miktarda armut ağaçları olduğunu öğrenir. Yaşlılarımızın anlattıklarına göre, tahmini olarak 1935 yılında gerçekleşen bu hadiseden sonra yetkili kişi Uluköy adının Armutlu olarak değiştirilmesini sağlar.
                                  
Gölhisar ilçe olmadan önce Armutlu mahallesindeki merkez ilkokulundan Konak mahallesindeki kahvelerin bulunduğu yere kadar hiçbir konut yoktu. Çeşme mahallesi Meydan yerinde Büyük bir Pazar yeri, bir hırdavat dükkânı, bir kahve vardı, Çeşme mahallesi Pazar yerinin batısında kurulmuştu. Armutlu parkının bulunduğu yerde iki katlı 8 dershanelik yatılı bölge okulu, 5 adet öğretmen evi, bir ahır, bir işliği ve bir adet fırını olan okul vardı. Başka okul olmadığı için Armutlu ve Horzum köylerinin tüm çocukları bu okula gelirdi. Üzerinde köprüsü olmayan Avare deresi kışın geçit vermezdi.
 
ARMUTLU NAHİYESİNİN KURULUŞ YERİ: Armutlu nahiyesi Fatma deresinin iki yakasında kurulmuş Öte yaka, Beri yaka olarak adlandırılan iki mahalle halindedir. Şimdiki Merkez ilk öğretim okulunun bulunduğu yerde Ahşap yapılı Jandarma karakolu ve nahiye müdürlüğü binası bulunmakta idi. l953 yılında ilçe kurulduktan sonra bina yıkılarak yerine bu günkü merkez ilköğretim okulu yapılmıştır.1930-1940‘lı yıllarda tahminen 70–80 haneden ibarettir.
(Armutlu'da Eski Bir Konut)
 
KONUTLARI: İkamet edilen konutlar tek katlı kerpiçten yapılmış, çatı örtüleri Uylupınar gölünden elde edilen kamış ve saz veya çam ağacından yapılmış yırtma tahta ile örtülür. Çevre köylerde evlerde çatı olmayıp toprak dam iken, Armutlu da toprak dam yoktur, tamamı çatıdır. Tavan bazı evlerde toprak, bazı evlerde tahtadan kaplanır. Taban kısmı ise genelde topraktır. Toprak üstüne hasır serilir hasır üstüne ise çul serilerek oturulurdu. Oda ise küçük bir pencere, bir baca ve bir kapıdan ibarettir. Bu evler ahıra bitişik olduğu için ahır oda denirdi. Bu evlerden günümüze birkaç tanesi ulaşmıştır. Çatı altı samanlık olarak kullanılırdı. Bir odasında hane halkı oturur diğer büyükçe oda ise hayvanlar için ahır olarak kullanılırdı. Evlerin iç kısımları çamur sıva olup beyaz toprakla badana yapılırdı. Baca evin hem ısınmasında hem de yemek, ekmek pişirmede kullanılırdı. Fırın yoktu, her aile kendi ekmeğini yapardı. Halkın hemen hepsi mısır ekmeği yerdi. Pençelerde iç kısımlarda kepenkler olur cam yoktu. Dış kısımlarında Süslemeli pencere korumalıkları vardı. Soğukta ve geceleri kepekler kapanırdı. İkamet edilen odanın tavana yakın kısmına raflar yapılır buralara evin ihtiyaçları olan çanak, tabak gibi şeyler konurdu.
 
(Musandıra Kapağı)
-
Odanın bir duvarına musandıra yapılır, musandıranın bir kısmı yıkanma yeri bir kısmı yatak yorgan için yüklük olarak kullanılırdı. Tek odalı evler hem mutfak, hem oturma odası ve hem misafir odasıdır. Bu evler Cumhuriyetin kurulmasından sonra iki katlı bir veya iki odalı evler yapılmaya başlamıştır. İki katlı evlerde giriş kısımlarında köşklük (haney) dediğimiz ev boyunda uzanan 2–3 metre genişliğinde tahtadan yapılmış bir kısım vardı. Köşkler genelde yaz aylarında yatmak ve istirahat etmek için kullanırdı. Köşklerde bulaşık yıkamak abdest almak el yıkamada kullanılan suluklar vardı. Varlıklı ailelerin evin içinde tavan, kapı pencere, rafları ve yüklüklerin ağaçtan yapılan kısımları süslemeli ve işlemeli olur. Evlerin çatıları 1950 yıllarından itibaren kiremit yapılmaya başlamıştır.
Eski İşlemeli Tavan
-
 
(Avlu Kapısı)
-
Halk su ihtiyaçlarını köy içinde bazı semtlerde bulunan devamlı akan çeşmelerden temin ederlerdi. Çeşmelerin suları Deliyaraz su kaynağından taş ve harç ile yapılan küçücük kanallardan gelirdi. Daha sonra bir metre veya biraz daha büyükçe yetişip gelen çam ağaçlarından içi burgu ile delinen borularla daha sonrada büz borularda nakil edilirdi Çeşmelerin bakımı ve temizliğini köy muhtarının görevlendirdiği bir kişi yapardı. Hayvanlarda bu çeşmelerden sulanırdı. Evler bahçeler içinde olur her evin bir iki dönüm bazısı daha fazla bahçesi olurdu. Bahçelere avlu kapısı denilen büyükçe bir kapıdan girilirdi. Evlerin önündeki bahçelerde sebze yetiştirilir. Sulama suyu Deliyaraz ve Dumluca su kaynaklarından getirilir bahçeler sulanırdı.
 
(İşlemeli Pencere Korkuluğu)                                
 
HALKIN GEÇİM KAYNAKLARI:  
 
Halkın tamamına yakını çiftçilik yaparak geçim sağlar. Birkaç ailede de hayvancılık yapar,  koyun keçi sürüleri olur geçimlerini bu yoldan sağlarlardı. Hemen her evde inek, koyun keçi ve yük hayvanı olarak eşek ve atlar olurdu. Köyün, ineklerini gütmek için bir çobanı, koyun ve keçi sürüleri içinde çobanları olurdu. Çiftçiler çiftlerini atlar ve öküzlerin kuvvetinden faydalanılarak,  saban ve pulluk aletleri ile toprak sürülerek işlenirdi. Ekimler genelde mart nisan, ekim-kasım aylarında yapılırdı. Ovası iki salı halinde kullanılır, bir salısı ekildiğinde diğer salı nadasa bırakılarak toprak dinlendirilirdi. Halkın büyük çoğunluğu fakirdir, yeterli arazisi yoktur. Karapınar çiftliğine ortak çiftçilik yapmak için giderler, yazın orada alacık evlerinde kalırlardı. Bir kısım halk Söke ‘ve Fethiye bölgesine çalışmaya giderdi. Halkın çoğu av meraklısı olup, göle balık, ördek, kaz avına, dağlara tavşan kuş avına giderlerdi. Armutlu da hali vakti iyi olan ailelerin evlerinin yanında ağaçtan yapılmış 25–30 m2’lik üzeri sazla örtülü ambarları olurdu. Bu ambarlardan günümüze çok azı ulaşmıştır. Bazı ambarlar iki katlıdır. Bu ambarlar birkaç bölmeden ibaret olup içine tahıllarını koyarlardı.
 
(Eski Hububat Ambarı)   
 
Çiftçiler, Genelde buğday, arpa, yulaf, mısır, fasulye, çavdar, nohut, mercimek, burçak gibi bitkiler ekilirdi. Hasatları Temmuz-ağustos eylül aylarında yapılır. Ekinler ve diğer mahsuller el aleti orakla biçilirdi. Biçilen ekinler kağnı ve at arabaları ile harman yerine taşınır burada cinslerine göre harman yapılır. Alar ve öküzlere çekilen döven denilen aletle dövülür, saman haline getirilirdi. Harman dövülürken altta kalan saplarında saman olması için aktarma yapılırdı. Harman dövülüp bittiğinde rüzgârın yönüne göre tınas yapılır, savurmak içinde günlerce rüzgârın esmesi beklenirdi. Rüzgârlı günlerde tanelerini ayırmak için yabalarla savrulurdu. Ayrılan tane ve samanlar yine hayvan gücü ile kağnı ve at arabaları ile evlere taşınırdı. Mısırlar ve fasulyeler haziran ayında ekilir, ekim ayında, biçilirdi, biçilen mısırlar Harman yerlerine taşınır darı ağılı yapılır. Burada soyulur, kuruduktan sonrada dövülerek taneler ayrılırdı. Mısır dövmek ise genelde lobut denilen sağlamca hafif ağaçtan yapılan biraz kavisli 1.25 veya 1.50 cm lik sopalarla döğülür. Mısır dövdürecek kişi birkaç delikanlı bulur. Tavuk etinden arabaşı yapar yedirirdi. Döğüm sırasında delikanlılar hep bir ağızdan haydaaaaa hooop diye bağırır. Bu sesler ta uzaklardan duyulurdu. Kimin mısır dövdürdüğü bilinirdi. Mısırlar hasat yapılıp evlere taşındığında ova işleri biter, halk evlerine taşınırdı. Buna evler dama girildi denirdi.
 
 
YAYLALARI:
 
Koca yayla, Kozpınar, Alan,Bu yaylalar otlak için aranırdı. Hayvanları olan aileler, mart ve nisan aylarında Kozpınar. Alan, Ballık, Sarı Seki adları ile bilinen yaylalar ile deliyaraz, Dönemk, Dumluca, Kuren ve kireçlik gibi mevkilere göçerlerdi.
(Armutlu - Deliyaraz) 
 
KOCA YAYLA: Nisan-mayıs-haziran aylarında korunur, gün dönümünde haziran ayının 20–25 günleri arasında yaylaya göçülürdü. Gelinler, kızlar en iyi urbaları giyerler, atı olanlar hanımlarını, kızlarını atlara bindirerek silahı olanlar silah atarak davullu zurnalı yaylaya çıkılırdı. Alacık evleri kurulur, burada bazı yıllar güreş tertip edilir, çeşitli eğlenceler yapılır, salıncaklar ve çıngıraklar kurulurdu Çıngırak: 8-10 metre uzunluğunda ardıç ağacından sal yapılır, bu salın ortasında dengeli şekilde 8-10 santim çapında sal kalınlığının  yarısına kadar delik açılır, birde göbek yapılır, göbeğin uç kısmı salın açılan deliğine girecek şekilde olur, göbeğin kalın kısmını toprağa yıkılmayacak şekilde dik olarak gömülür, göbeğin yüksekliği 1.50-1.60 metre yükseklikte olurdu.
(Armutluyaylası) 
 
Çıngırağın fazla ses çıkarması için göbeğe kaymak sürülürdü. Salın iki tarafına ters yönde  birer kişi binerek toprağa değen binici ayakları ile toprağa basarak havaya kalkar, ve ileriye doğruhareket eder. sal hızla dönmeye başlar, bir kişide salın göbek kısmından iterek hızla döndürürdü. Binicilerin ayakları yere basamaz buna süzdürme denirdi.
 
 
(Ardıç Ağacı) 
 
Baharda yaylalarda çan sesleri, koyun kuzu diğer hayvanların sesleri kuş sesleri bir birine karışır her taraf neşe dolar taşardı.
 
(Yayla - Eski Ağaç Çeşme) 
 
Kozpınarda, Koca pınar, yaylada ümmet pınarı ve at pınarı bu pınarların suları bol ve buz gibi olup, yaylalara gelen herkes bu pınarları ziyaret ederek buz gibi sularından içerlerdi. Su içtikçe de acıktıran özelliği vardır. Bu pınarların oluk ve yalakları ağaçtı. Şimdi beton yapıldığı için o güzelim görüntüler yok oldu.
(Armutlu - Ümmetpınarı) 
 
Her aile yaylada bir oğlak veya kuzu kebabı yapar eşi dostu ile yerdi. Yaylada bir ay kalınır, temmuz sonlarında orak zamanında ovaya ekin biçmeye harmana inilirdi. Halk yaylalarda alacık evlerinde kalırlardı. Alacıklar hasır evlerden yapılırdı. Alacık evlerinin yapılışı ise iki direk bir omurga ile 8–10 kadar çam ve ardıç dallarından yay şeklinde olanlardan yapılır, üzerleri hasırla örtülürdü. Dikme olarak kullanılan ağaçların kalın kısımları toprağa çakılır, ince kısımları omurgaya kavisli şekilde bağlanırdı. Böylece 3–4 m2 lik alacıklar yapılırdı. Alacıkların içinde birde ateş yakmak için ocaklık olurdu. Alacık evlerinin kenarına sütlerini günletmek için serenler yapılır, serenlerde süt leğenlerde bir gün güneşte bekletilir, kaymak alındıktan sonra kalan süt peynir yapılırdı. Peynirler tulumlara biraz kekik biraz biber ilavesi ile keçi veya koyun derisinden yapılan tulumlara tepilir, kışın evin en başta gelen yiyeceği olur mis gibi kokardı.
(Armutlu - Alacık Evi) 
           
Halkın boş zamanı kış aylarıdır. Bu aylarda erkekler dağa oduna giderlerdi. Av meraklıları ava giderlerdi. Kışın gecelerinin çerezleri genelde kavurga adı verilen yiyeceklerdir. Kavrulmuş mısır, nohut kendir gibi kuru gıdalar tavada kavrulduktan sonra dibeklerde dövülerek kavurga yapılır hem ev halkı ve hem misafirlere ikram edilirdi. Ayrıca buğdaydan Tirit yapılarak cevizle yenirdi.
(Armutlu - Topçular Mescidi) 
 
Armutluda mescit ve misafir odaları vardı. Bunlar Kirmenler odası, Kuş başlar odası, Çürük sulu odası, Kavak dibi odası, Hocanın odası, Boduçlar odası, Hıra Ömerler odası, Hacılar odası, Topçular odası gibi misafir odaları vardı. Bu odalardan bu gün sadece Topçular odası ilk günkü gibi çalışmaktadır. Bu odalar iki odalı ve iki katlıdır. Odanın birini mescit olarak, kullanırlar birini ise misafirhanedir. Dışarıdan gelen misafirler bu odalarda kalırdı. Odaların alt kısımları ahır olur Gelen misafirin hayvanlarını barındırırdı. Gelen misafire odaya yakın komşular, yemek, yatacak, yakacak temin eder, hayvanlarına yem saman temin ederlerdi. Bu odalarda yassı namazına gelen erkeklerin sabahlara kadar sohbet ettikleri, çeşitli oyunlar oynadıkları olurdu. Bu oyunlardan birisi yüzük saklama oyunudur. Köyde yardımlaşma çok önemlidir. Bir komşunun başına bir olay geldiğinde (Yangın, evlerde çökme yıkılma) gibi zamanlarda elbirliği ile zarar hemen giderilirdi. Yardımlaşmaya çok önem verirlerdi. Umuma ait işler genelde imece usulü ile yapılırdı. 
 
(Eski Su Değirmeni) 
           
Armutluda Çameli yolu üzerinde; Hocanın değirmeni, Hıra Ömerler değirmeni, Salıfın değirmeni, Tüccarın değirmeni ve Arif hocanın değirmeni   olarak bilinen 5 tane su değirmeni vardı. Halk unlarını ve bulgurlarını bu değirmenlerde yapardı. Bu değirmenlerin suyu Dumluca ve Deliyaraz, su kaynaklarından gelirdi. Dumluca suyu 1991 yılında kesilmiştir. Yağışlar bol olduğu zaman tekrar çıkar. Deliyaraz suyu ise içme suyuna alınmıştır. Bu değirmenler bu gün yoktur. Bir kaçının temelleri bulunmaktadır. Deliyarazda şimdilik üç tane çeşme bulunmaktadır. Bu kaynak suları tamamı sulamada kullanılır. Deliyaraz suyunun bir kısmı içme suyu olarak Armutlu’ ya gelirdi. Söğüt ve Uylupınar gölleri sazlık olduğu için sivrisinek çoktur. Sıtma hastalığı çok sık görüldüğünden, sıtmadan korunmak için Muhtarlık halka (ZULFOTU) Kinin dağıtırdı.
 
            1900’lü yıllarda nahiyede bir kısım Rumların yaşadığı, Demirci, Marangoz ve Değirmecilerin Rumlar olduğu rivayet edilmektedir.
            Armutlu’da iki manifaturacı, iki bakkal, birkaç marangoz ustası, birkaç duvarcı ustası bir çilingir ustası bir demirci ustası vardı.
            Kardeşler arasında büyük erkek kardeşe efe, büyük kız kardeşe ise bılla diye hitap edilirdi.
            Halk ismini bilmediği bir kişiyi çağıracağında çağrılan kişi erkekse “Voooy” diye, kadın ise kadınlar arasında çağrılacak kişiye “Guyz” diye bağırarak ünlerlerdi.(Çağırırlardı)
            1950 yılında Bulgaristan’dan 7–8 aile göçmen gelmiş, köy içindeki odalara yerleştirilmiştir. Birkaç yıl içinde Konya vilayetine daimi ikamet için nakil edilmişlerdir.
(Eski Kazan Ocağı ve Gecek Taşı) 
     
Her evin önünde bir gecek(çamaşır) taşı bulunur, aileler geceklerini(çamaşırlarını) bu taşlar üzerinde tokuç denen tokaçla vurarak yıkarlardı. Kazanda su ısıtılır, temizlik için sıcak su ile deterjan olarak küllü su kullanılır. Kaynamış suyu bir teneke içine koyup çalı veya meşe külü ilave edilir, külün suyun dibine çökmesi beklenir, içine koku vermesi için az miktarda çam küküresi ilave edilir ve sabun kullanılırdı.
 
 
ARMUTLU NUN YAŞAMIŞ OLDUĞU ÖNEMLİ OLAYLAR
 
1914 yılında Isparta –Burdur depremi olmuş, bu depremde Armutlu’da zarar görmüştür.
            1913 veya 1914 yılında Armutlu ve çevresinde çekirge istila etmiş ne var ne yoksa yemiş bitirmiş, çok büyük bir kıtlık yaşanmış, halk mısır kozası, yaban armudu karışımı ekmeği yemiştir. Yetişkin erkekler askere alındığı için, kadınlar çocukları ile büyük zorluklar içinde yaşamışlardır. Çekirge sürüsünden, aniden gelen çok miktarda sığırcık kuşu sürüsünün çekirgeleri yemesi ile bu istiladan kurtulun muştur.
1930 yılında büyük bir orman yangını olmuş, Katrancı ve Arabalını Mevkisinde 1000 dönümden fazla karacam ve sarıçam ormanı yanarak büyük hasar meydana gelmiştir. Yanan ormandaki ağaçlar en az 100 yaşından fazladır. Uzun yıllar yanan ormanın enkazından o bölgeye girilememiştir.  
            1950-1951 yıllarında Şükrü Ertilav’ın muhtarlığında Çameli Kalaklar köyü ile Armutlunun sınır kavgası sebebi ile yayla Armutlu Halkına parsellenerek dağıtılmış, halk tarla yapıp 4 veya 5 yıl buraya arpa ekmiştir. Yaylada bazı tarlaların sınırları halen bellidir.
           1944 yılı mart ayında, tahminlere göre bir metre kar yağmış, bir çok evin çatıları çökmüştür. Günümüzde bu olay koca kar olarak anılır.
 
 
ACI AMA GERÇEK:
                      
1921 yılında Hacı Hasanların Mehmet hocanın oğlu Hasan (Eryurt) askere gider. Askerde hastalanır ve hava değişimi olarak Armutlu’ya evine gelir. Yaz günüdür ve bir gün annesine; “ben Kozpınarına gideceğim oraları özledim hem gezeyim, hem de küküre toplayayım” der. (Küküre; çam ağaçlarının kabuklarının dışına çıkarak, kurumaya başlamış çam reçinesi, akması) Kozpınarına vardığında bir gurup eşkıya kocapınarda kebap yemektedirler ve Hasan’ı yemeğe buyur ederler. Eşkıya da Muğla ilinde soygun yapmış oradan kaçmıştır. Çameli’den Kozpınarına doğru gelirken, yolda silahlı bir askerle karşılaşırlar. Askerde Çameli Kızılyaka köyünden Arnavut Mehmet adlı kişidir. İzinli olarak köyüne gelmiştir. Eşkiya Mehmet’in silahını alır birazda Mehmet’i hırpalarlar. Silahının kabzasını sökerler ve toprağa gömerler. Mehmet’te olayı Çameli Jandarmasına haber verir bir gurup Çameli jandarması Kozpınara gelir ve Kavaklıca mevkisinden dürbünle kocapınarda eşkıyayı görürler. Jandarma kozpınarın güney tarafından ormanın içinden kocapınar’a yaklaşır ve Eşkıyayı çembere alır. Jandarma ateş eder, Eşkıya ormana kaçar, Eşkıyanın dört tanesini öldürürler. Hasan da yaralanır. Hasan jandarmaya yalvarır ben bu yaradan ölmem ben eşkıya değilim demişse de Jandarma söz dinlemez Hasan’ı da vururlar. Vurulan diğer eşkıyalarla birlikte Arnavut Mehmet Hasan ve dört eşkıyanın da başını keserek bir yün çuvala koyarak Çameli’ne götürüp jandarmaya teslim eder.
 
Muhtarlık Halka acil olarak duyurulması gereken ilanları, bu günkü Mimar Sinan ilköğretim okulunun bulunduğu tepeden Tellal vasıtası ile duyururdu.
 
 
ARMUTLU’YA HİZMET VEREN ŞAHSİYETLER:
                    
Osman İçelli Hoca, nahiye ve çevrenin tek doktorudur. Başka doktur yoktur. Kırık-çıkıkçılar ve kerpetenle diş çekenler vardır. Bazıları da halk arasında söylenen otlardan yapılan ilaçları kullanırlardı. Osman İçelli Aktar olup dağlardan bildiği otları ilaç yapımı için toplattırırdı. Hocada tedaviyi tamamen otlardan yapılan ilaçla yapardı. Çevrede Halk muskaya ve hocalara ve tekkelere inanırlardı. 
Hüseyin Efendi (Ekinci) uzun seneler Tefenni kazası ve daha sonrada Gölhisar müftüsü olarak görev yapmıştır.     
Şevki Ekinci uzun seneler muhtar ve devlet memurluğu ve imamlık yapmış aydın bir din adamı idi. İlkokulu bitiren çocuklar Şevki hoca efendiden din dersi öğrenirlerdi. Birçok talebe yetiştirmiştir. Aydın bir din adamıdır.1945–1946 yıllarında Yamadı çiftliği sahibi Tavaslı Mutsan ağadan Şevki Ekinci vekaletname alır. Yamadı çiftliğini Horzum Armutlu köyleri ile çevre köylere satışını yapmıştır.
KEL ALİ (ALİ AVCI)  Çobanlık ve çiftçilik yapmıştır. Ömrünü hayır işlerine adamış, 1940 yılında yaylaya yaya patika yolu yapmış, bu yol bu gün dahi kullanılmakta olup, Kel Ali yolu olarak adını almıştır. Ali Avcı ömrünün yarısını umuma ait yollarda bozulan yalları tamir etmiş, köprü yapılması gereken yerlere köprüler yapmıştır. 08.12.1998 tarihinde 89 yaşında vefat etmiştir.                          
KAVUNCU MUSTAFA EFE: 1900’lü yıllarda devletin zayıflığını fırsat bilen bazı kişiler, Efe olup dağa çıkıp eşkıyalık yapmaya başlamışlardır. Eşkıya Fethiye Dalaman Çameli gibi bölgelerde kol gezmektedir. Kavuncu Mustafa’da efe olup dağa çıkar. Dalaman bölgelerinde vurgunlar yaparak Kavuncu efe olarak adını çevreye duyurur. Dalaman bölgesinde vurgunlar yapıp epey altın toplar. Efeliği bırakmak ve köyü Uluköye anasının evine dönmeye karar verir. Dalaman’dan Çameli üzerinden Uluköye altınları ile gelirken başka bir gurup eşkıya ile karşılaşır ve çatışmaya girer. Kendisini dereye suya atarak kurtarır. Uluköye anasının evine gelir. Kavuncunun geldiğini duyan bazı kişiler kavuncunun altınlarını çalmak için anasının evi etrafında pusu kurarlar. Kavuncuyu evinin yakınında vurarak öldürürler. Kavuncu Mustafa efe çevrede namı duyulmuştur. Kendi bölgesindeki halka zarar vermemiş, diğer eşkıya guruplarından halkını korumuştur. Ölüm tarihi Tefenni nüfus dairesinin 1938 yılında yanması ile bilinmemektedir.
HÜSEYİN ERARI: Nahiyede muhtarlık yapmış siyasette aktif rol almış il genel meclisi üyeliği yapmış bir zattır.
TEKELİ VELİ DAYI (VELİ Çetin) 1910 doğumlu olup, l99l yılında 81 yaşında vefat etmiştir. Veli dayı hiç evlenmemiştir. Çok renkli kişiliği vardır ve fakirdir. Hayatını bazı el yapımı mutfak eşyaları ile hurda demir toplayıp satarak sağlamıştır. Hayatı boyunca halka ders niteliğinde önmeli sözler söylemiş, gelecekte olacak olaylar ile ilgili öngörülerde bulunmultur ve söyledikleri, öngörüleri bugün yaşanmaktadır.
 
          TEKELİ VELİ DAYI’NIN SÖZLERİ
           Aşık Şevke’yi (yaşlı bir ninemiz olup baklava yapma ustasıdır) Dumluca’dan getirirsen, Dirmil’den senidini, Kargalı’dan oklavasını, Maşta’dan cevizini, Beyköy değirmeninden ununu öğüttürürsen baklavanın tadı olmaz mı?
            Kadın vardır, bir kilo etten 10 çeşit yemek yapar, Kadın vardır, hepsini bir öğünde yer bitirir.
Kadın vardır, biber kökünü kurutur kışın yemek yapar, Kadın vardır, hepsini çöpe atar.
            Gün gelecek Amerika’yı evinizin içinde göreceksiniz.(TV)
Kızlar evin paşası, Erkekler evin baş köşesi, Böyle evlerin hiç bitmez neşesi.
            Kadın vardır tencerenin içine ne koyup pişireceğini düşünür. Kadın vardın pişirdiği yemeği kaç kişinin yiyeceğini düşünür.
Bir gün gelecek halk fakirleşecek. Horozdan bile kurban olur diyecekler.
            Isırgan otunun kıymetini bilmiyorlar.Yılda birkaç kere yersen çok faydalıdır.Bir gün gelecek faydalarını öğrenecekler,Pazarda bile satılacaktır.
            Veli dayının bunlara benzer bir sürü güzel sözleri vardır.
 
NAHİYEDE OKUL: Nahiyenin öte yakasında bu günkü Ulucami mahallesinde, bir medrese ve olup uzun yıllar eğitim bu medresede yapılmıştır.
            1931–1934 Yıllarında Şevki Ekinci Hoca efendinin muhtarlığı döneminde, bu gün Armutlu parkı olarak bilinen genişçe bir alanda Armutlu-Horzum bölge ilkokulu yapılmıştır. Bu okul iki katlı olup yatılıdır. Okulun fırını, sanat öğretmek için işlik binası, konferans salonu, olup 8 dersliktir. Çevre köylerinde yardımı ile yapılmış ve öğretime açılmıştır. Teşkilatlı bir okuldur. Bu okul 1957 yılındaki Fethiye depreminde ağır hasar gördüğü için yıkılmıştır. Gölhisar’ın ilk ortaokulu da 1953/1954 ders yılında bu binada açılmıştır.1947 yılında Mehmet Ali Arslan’ın muhtarlığında, bu gün Armutlu meydanında bulunan PTT binasını halk yapmıştır.
 
PAZAR KURULMASI: Bu günkü Gölhisar Cumhuriyet meydanının bulunduğu alanda daire şeklinde 70-80 metre çapında tahmini 5-6 metre genişliğinde iki tarafı duvarla örülü dört tane giriş kapısı bulunan üzeri tahta çatı ile örtülü ortası açık kapalı bir pazar yeri vardı. Cumartesi günleri burada Pazar kurulur halk ve çevre köyleri hububat ve hayvanlarını burada satarlar ev ihtiyaçlarını buradan temin ederlerdi.
 
CAMİ: Nahiyenin tek camisi Himmet Dede Camisi olup, Ramazan ve Kurban bayramları Cuma namazları bu camide kılınır, nahiyenin bir veya iki bakkalı bayram namazlarında cami avlusuna sergi açar bakkal malı satışı yaparlardı. Halka duyurulması gereken her şey burada konuşulur ve duyurulurdu.
 
(Karakaya) 
 
ARMUTLU OVASI: Armutlu (ULUKÖY) Ovası genelde sulanabilen bir arazidir. Sulama suyu Dalaman çayından, Kuren deresi mevkisinde bent yapmak suretiyle alınır, koca arık vasıtası ile arazilere kadar getirilirdi. Eskiden mısır ve fasulye çok ekildiği ve hemen her evde mısır unundan ekmek yapıldığı için mısır kıymetli bir üründü. Mısırlar haziran ayında gün dönümünde nadaslar sulanarak ekilirdi. Halk koca arığı günlerce temizler su getirirdi. Yağışlı havalarda sel geldiğinde bütün emekler boşa gider koca arık sel molozları ile dolar yapılan bent yıkılır, halk ertesi günü yine arık temizlemeye giderdi. Bu durum sel geldiği müddetçe devam ederdi. Halk bu zorluklara rağmen yılmadan suyu getirmek için çalışırdı. Yine koca arığın Karakaya mevkisinde arığın geçeceği yer yoktur. Kayayı duvar örerek, çalı çırpı ile arık yaparak su geçirseler de, bu yer devamlı yıkılır veya birisi gider yıkar halk tekrar tamir ederdi.Bu yüzden 1939 veya 1940 yıllarında karakaya ya bir tünel açılmış ve bu tünel halen çalışmaktadır. Tünel Çameli ilçesinin Kalınğoz köyünden getirilen işçiler el emeği ile açmıştır.1953 yılında Gölhisar ilçesi kurulduktan sonra 1953-1954 yıllarında hükümet tarafından Dirmil köprüsü mevkisine Dalaman çayına hem köprü yapılmış ve hem de sulama için rekletör yapılmış, tahmini 10 km’lik koca arığın dere yataklarına sel geçitleri yapılarak arığın dolması bozulması önlenerek, bent yapımından ve arık temizlemekten halk kurtulmuştur.
 
(Karakaya Su Tüneli) 
 
HALKIN KULLANDIĞI MUTFAK KAPLARI:
Mutfakta genelde kalaylı bakır kaplar ile topraktan yapılmış kaplar kullanılırdı. Nahiyede soğuk su içmek için musluklar vardı. Bu musluklara akşamdan dere suyundan doldurulur. Su gece soğur ertesi günü herkes musluklara topraktan yapılmış laklak ve boduçlarla(TESTİLER) su almaya gidilirdi. Bu musluklardan bir adedi Gelin kavağının dibinde idi. Bir tanede karayer yolu üzerinde idi halen Kasabın musluğu olarak bilinir ve mevki ye adını vermiştir. Bir tanede Dömek mevkisinde idi. Musluklar bugün yoktur.
Halkın büyük bölümü çok fakir olup, ayağına pabuç, üzerine elbise alamamıştır. Halk giydiği çaşır ve aba ile kullandığı çul, çuval, heybe gibi ev eşyalarını koyun ve keçi yününden kendisi tezgâhlarda dokur ihtiyaca göre çuval heybe, torba çul yapıp kullanılırdı. Ayrıca koyunyününden keçe yaparlardı.
 
YAŞANMIŞ FIKRA GİBİ OLAYLAR
 
Armutluda yaşamış Kabakçı Ali Çavuşa  o zamanın nahiye müdürü olan zat,Ali Çavuş bana bir türkü söylesene der,Ali çavuş hemen .
Keten ektim olmadı,
Yılındandır, yılından,                       
Nahiye müdürüne çorap ördüm
Keçimin  kılın dan.der ve nahiye müdüründen azarı yer.           
 
Yine Kabakçı ALİ Çavuş, Değirmencilik yaparken, bir şahıs değirmene gelir. Havalar amma da soğuk der. Ali çavuşta hemen buda mı soğuk, günün birinde bir soğuk oldu ki sabah namazına giderken tünekte tavuğun içindeki yumurtaya buz tutar, tavuğu patlatarak dört parçaya ayırır der.
            Yine Kabakçı Ali çavuş bir arkadaşı ile şakalaşırken, arkadaşına bir lahana aldım, üç kişi eve zorlukla getirdik der. Arkadaşı da ben bir kazan yaptırdım, iki tane işçi çalıştı bir birlenin çekiç seslerini duymadılar der. Kabakçı Ali Çavuş amma da yalan attın ha der. Arkadaşı da kazanı bu kadar büyük yaptırmasam, senin aldığın lahana nerede pişecekti der.
 
Çok önceleri motorlu araçların olmadığı yıllarda Fethiye’ye alış verişe gidilirdi.  5–6 arkadaş Fethiye’ye alış verişe giderler, inek alırlar bal alırlar. Evlerine dönerlerken Seki taraflarında bir yerde yemek molası verirler. İçlerinden biri evde hanımların rahatı bizden iyi, biz ise ne zorluklar içinde çalışıyoruz der. Diğer arkadaşları da hanımların işi bizden zor der. Evde hayvanların bakımı, evin temizliği çocukların bakımı, evin yemek işlerini hep hanımlar yapar. Biz ise ayda yılda bir böyle zahmetli işleri yaparız dedilerse de hanımların işi çok kolay diyen arkadaşını ikna edemezler. İçlerinden biri sen bir ana olda birimiz çocuk olsun çocuğu avut bakalım der. İkna edilemeyen kişi ana olur. Biriside çocuk olur. Çocuk anaya ben süt içeceğim der inekten süt sağarlar çocuğa ana sütü içirir. Anasına ben bal yiyeceğim der, balda vardır, balı da yedirir. Çocuk yine bal ile sütü karışık yiyeceğim der sütle bal karıştırılır, çocuk onu da yer. Çocuk tekrar ben süt içeceğim der, süt bulamazlar. Vakit gecikmektedir. Haydi arkadaşlar namazlarımızı kılalım yola devam edelim derler. Herkes çarığını çorabını çıkarır abdest almaya dereye inerler. Abdest dönüşünde Ana olan zatın çarıkları yoktur. Ararlar bulamazlar. Biri derki çocuğa sor bakalım o belki bilir der. Ana, oğlum benim çarıkları gördün mü der. Çocuk çarıkları çaya atmıştır. Ana babba çaya dum dedi der. Ana olan en sonunda bir çocuğa bakamadım çarıksız kaldım der ve ikna olur.( (babba) PABUÇ,(dum) suyun çıkardığı ses.)
           
Armutlu dan Ali dayı  hastalanır doktora gider, doktor hastaya sorar ne zamandan beri hastasın der. Hasta hiç tereddüt etmeden Armutlu’dan Karapınar köyüne göçtüğümden beri hastayım doktor bey der.
 
ARMUTLU DA SÖYLENEN RİVAYETLER: Deliyaraz mevkisi ağaçlık ve su kaynağının çıktığı bir mesirelik yeridir. Söylentilere göre Deliyaraz da önceleri, deve geçemeyecek şekilde su çıkarmış. Bölgeyi düşmanlar istila edince bölge halkı bize burayı haram edenlere bizde suyu haram edeceğiz derler. Suyun önünü kapatarak başka yöne çevirirler ve su ancak bu günkü kadar kalır. Deliyarazda deve geçemeyen sudan şimdi horoz geçiyor mu diye söylentiler günümüze kadar gelmiştir. Bu söylentilerin doğru olduğu, 1991 yılında Deliyarazda yapılan kazılarda da ortaya çıkmıştır. Kazılarda bölge insanın suyun kontrolünü sağlayabilmek için, doğudan batıya doğru dağ ile bahçeler arasına suyun çıktığı yere doğru,  iki metre genişliğinde büyük taşlardan duvar yapıp, kırılmış mermer taşlarını kil ile harç yapıp taşların arasına koymuşlardır. Kazı yapıldığında dağ tarafının her tarafı su olduğu, bahçeler tarafına su geçmediği görülmüştür. Üç metre kadar kanal açılmış ise de duvarın dibine ulaşılamamıştır.
(Sakar-Ters Kadın) 
 
SAKAR TAŞI SÖLENTİSİ (TERS KADIN) : Yine Armutlu yaylasında bulunan sakar dağının doğu kısmına bakan kaya kısmında taşların oluşturduğu bazı çizgi ve şekiller vardır. Bunu halk şöyle anlatır. Bir kadın atı ve çocuğu ile buradan geçerken çocuğu kakasını yapar. Kadın çocuğun kıçını bir nimetle(Ekmek) siler. Allah da âleme ibret olsun diye kadını cezalandırır ve taşa yapıştırır ve o şekilde kalır. Bu söylentinin ekmeğe ve nimete duyulması gereken saygıyı anlattığı rivayet edilir.
(Yayla İni) 
 
YAYLADA BULUNAN İN: Sakar taşına tırmanırken ilk gelen kaya içinde iki adet in vardır. Biri 3 m2 kadar olup, eskiden eşkıya ve yolcular tarafından gece konaklama yeri olarak kullanıldığı rivayet edilir. Diğeri ise sadece bir kişinin yatıp saklanabilecek kadardır ve kaçakların saklanma yeri olarak kullanılmıştır.
    
GELİN KAVAĞI: 1900’lü yıllarda yörenin ağası çalıştırdığı bir ırgatın kızı olan Fatmana’ya sevdalanmıştır. Fatmana’ya altınlar, tarlalar verip etkilemeye çalışır ama Fatmana Memiş’le sözlüdür bu yüzden razı olmaz. Ağa halkın diline düşer ve bir ağa ırgatın kızını alamıyor bunun ağalığı nerde kaldı derler. Bu ağanın kulağına gelir ve Fatmana’nın ailesine ve Memiş’e baskısını artırır. Memiş  ağa ile baş edemeyince çareyi yöreyi terk etmekte bulur. Olanları sindiremeyen  ağa şu kızı alırsam eğer ibret olsun kavağın(çınar) etrafında dolaştıracağım diye yemin eder.
 
(Armutlu - Gelin Kavağı) 
 
Baskılar sonucunda Ağa ile Fatmana’ın düğünü başlar. Memiş’i seven Fatmana düğünün ikinci günü canına kıyar. Halk bu sefer neden yaptın ağa girdin kızın kanına diye yakınmaya başlar. Ağada dediğim dediktir der ve Fatmana’nın  cansız cesedine gelinlik giydirerek at üstünde kavağın çevresinde dolaştırır ve kavağın adı Gelin Kavağı olarak kalır. O gündür bu gündür Fatmana’nın saçları kavak yapraklarında hışıldar durur. Ağada birkaç ay içinde kahrından ölür gider.
Gelin kavağının yaşını bilen yoktur. En azından 800 veya 1000 yıllık olduğu tahmin edilmektedir. Kavağın gövde çevresi 7.20 metre, kök çevresi 14.00 metre ve yüksekliği 15 metredir.          
 
ARMUTLU’nun YİYECEKLERİ: Genelde sebzeden yapılmış yemekler ile hamur işinden yapılmış katmer, börek, çörek, pişi, gibi yemekledir. Kışın ise kurutulmuş biber, nohut, fasulye, patlıcan, kabak ile tarhana çorbası, bulgur, meyvelerden dilimlenerek kurutularak yapılan hoşaflar yenir, erik kurusu hoşafları yapılırdı. Ekşi olarak da mayhoş eriklerden kaynatılarak yapılan erik ekşisi kullanılırdı. İğdesi ve armut meyvesi bol olan bir bölgedir. Mayıs ve Haziran aylarında her taraf iğde çiçeği kokar. Et ihtiyaçları ise birkaç kişinin bir araya gelip davar keserek ya da pazarlardan temin edilirdi. Her evde sabahları tarhana çorbası yenirdi. Çorba içine içyağı ile kavrulmuş et kıyması katılarak bambaşka biz lezzet verilirdi. Armutlu’nun tavuk ve av hayvanı kuş etinden yapılan arabaşı, buğday ve nohuttan yapılan tirit ve aşuresi meşhurdur.                  
 
KÜSKÜNLERİ BARIŞTIRAN, DOSTLUKLARI KUVVETLENDİREN TARHANA
Her kim tarhana yapacaksa evinde, yaylada, ovada yazın aile nerede bulunuyorsa orada yapar. Bütün komşularına, hısım ve akrabalarına tarhana yapacağını bildirir yemeye davet ederler. Bazen ailenin durumuna göre 50 kişi ile 100 kişi arasında davetliye tarhana ikram edilir. Burada toplanan aileler arasında küskünler barıştırılır, bir birini görmeyen ailelerde dostluklarını kuvvetlendirirler.
YAPILIŞI: Çörtük otu ile tarhana otu temizlendikten sonra bir kazanda kaynatılır. Otların renkleri ve kokusu çıktığında otlar kazandan alınır. Elde edilen suyun bir kısmı da ayrı kaplara alınır. Tarhana karmaya yetecek şekilde kazanda su kalır, hazırlanmış buğday unu kazana azar azar katılarak su ile karıştırılır. Hamur istenen kıvama gelinceye kadar Tarhana için özel yapılmış tokaçlarla karıştırılır. Bir saate yakın karıştırılarak pişirilir. Pişen hamur kazanı ateşten alınır. Gelen misafirlere ikrama başlanırdı. Tarhana iki şekilde yenir, birincisi keselenmiş yağlı yoğurt sarımsak ile ezilir, tarhanada birer lokma şeklinde parçalara ayrılır, bir kaba konur, üzerine ezilmiş yoğurt dökülür, bunun üzerine de öğütülmüş nane serpilir. İkincisi tereyağı bir kapta kızartılır, içine ügütülmüş boy otu dediğimiz otun tohumları tavada kavrularak ezilir yağın içine konur. Tarhana ayrı bir kapta konur her kişi çatal ile tarhanadan alır yağa batırarak yenir.
Tarhananın kalan kısmı kış yemeği için hazırlanır, domates, kırmızı biber, soğan dan hazırlanan sos bolca yoğurt, nohut ve buğday ile  daha önce kaynamış otun suyu ile hamur yapılarak yoğrulur, keseye doldurularak üç hafta kadar kesede olgunlaşması beklenir. Olgunlaştığında küçük parçalara ayrılarak kurutulur, daha sonrada bulgur şekline getirilir, Kışın sofraların vazgeçilmez çorbası tarhanadır.
 
ARMUTLU NUN DÜĞÜNLERİ:
Armutlu mahallesinde, evlenmeler görücü usulü ile yapılır. Oğlan tarafının beğendiği kızın evine kız istemeye gidilir. Kız evi evlenecek oğlanı beğenirse biraz müddet ister. Kendileri aralarında görüşür oğlan evi tekrar kız istemeye gider, uygun görülürse kız ve erkek sözlenirler. Daha sonra nişan takılır, nişan olarak kız evine oğlan evi tarafından giyecekler, takılar boncuk bilezik yüzük gibi takılar ile çerez olarak leblebi, lokum, fıstık, şeker gibi yiyecekler bir heybeye doldurularak oğlan evinin uygun göreceği kişilerle nişan takmaya gidilirdi. Nişan takıldıktan sonra kız evi bu sefer oğlan evine ve damat adayına nişan arkası yaparlar. Oğlan ve ailesine giyecek hediyeleri alınarak oğlan evine gidilirdi. Nişandan sonra gelin adayına yavuklu, damat adayına Güvey denirdi. Nişanlılıktan sonra iki ailenin belirteceği günde düğün günü ayarlanır ve düğün başlardı.
Düğünler pazartesi başlar Perşembe biter veya Perşembe başlar Pazar biterdi. Düğünden birkaç gün önce kız ve oğlan evinin odun ihtiyaçları için komşuları odun imecesi yaparlar.10–20 civarında at ve eşeklerle gurup halinde dağa oduna gidilir yapılan odunlar kız veya oğlan evine çözülürdü. Oduna gidenlere düğün sahibi tarafından ekmek ve yiyecek olarak da helva ve peynir gibi yiyecekler verilirdi. Düğünden öncede köy halkına düğüne davet için oku dağıtılır. Oku olarak kibrit, çay bardağı, sabun gibi maddeler dağıtılırdı.
(Dibek Taşı) 
             Düğünden bir gün öncede düğünün keşkek ihtiyacı için Ulucamide (eski öte yaka) da bulunan dibek taşına bir miktar yeteri kadar temizlenmiş buğday ile davul zurna eşliğinde keşkek döğmeye gidilirdi. Gençler tokmaklarla keşkeklik döverken bir kısım gençlerde halk oyunları oynarlardı.
 
            Düğünün ikinci günü Unodun dur. Oğlan evi kız evine bir merkep ve ata biraz odun, biraz un yükleyerek bir davar veya biraz davar eti ile oğlan evi erkekleri ile kız evine un oduna gidilir. Kız evinde yemek yenir, kahve içilir, halk oyunları oynanır. Gençler kahve fincanlarını saklayarak damada getirir, karşılığında para alırlardı. Akşamı ise oğlan evinde dışarıda ateş yakılarak Maşala kurulur, yine gençler davul zurna eşliğinde halk oyunları oynarlardı. Gençlerin toplanıp eğlendikleri kızan odaları olur, gençler burada çeşitli eğlenceler tertip ederlerdi. Bu geleneklerin çok azı günümüzde devam etmektedir.
 
            Düğünün üçüncü günü çeyiz günüdür. Öğleden sonra kız evinde boş bir meydana kızın yapmış olduğu el işi çeyizleri, nakışları, örgüleri, kanaviçeleri, çorapları, yatağı yorganı iplere serilir, çeyize gelenler bunları inceler bakarlardı. Oğlan evi kadınları çeyiz yerine davul zurna eşliğinde gelirler, kız evi kadınları ile birlikte leğen ve delbek çalarak tınbıra oyunu ve diğer oyunları oynarlardı. Çeyiz bitince oğlan evine dönülür, akşam ise tekrar kız evine kınaya gidilirdi. İçeride kadınlar geline kına yakarken ağıtlar, maniler söylenerek yakım olarak bilinen geline kına yakılırken, erkeklerde dışarıda oynarlardı. Bundan sonra ise oğlan evinde maşala kurulur, halk doyasıya halk oyunları oynar ve eğlenirlerdi. Oyun olarak kıvrak havalar, bölgede tekezortlanması olarak bilinen oyunlar, Köroğlu, zeybek oyunları, sepetçi oğlu oyunu, serenler gibi oyunlar oynanırdı. Ayrıca halkın içinden bazı kişiler halk tiyatrosu olarak kız kaçırma, efe, kül arabı, deve gibi figürler yapılarak halk eğlendirilirdi.
 
            Düğünün dördüncü günü gelin alma günü dür. Bu gün gelin alma zamanına kadar boşluk vardır. Gelin alma zamanına kadar geçen vakitte bazı düğün sahipleri halkın katılımı ile güreş tertip ederlerdi. Güreşenlerin ödülü bir avuç leblebi veya kuru üzümdür. Bu gün kız evinde damadın evine gönderilecek olan sini tepsisi  (baklava ) tatlısı da yapılır. Gelinin başı yapılır süslenirdi. Gelinin yüzü al dediğimiz ince kırep ve yazmalarla örtülür, çiçeklerle süslenirdi. Oğlan evinde öğleden sonra, evin avlusuna hasır veya çul serilir. Burada imam damadı herkesin gözü önünde giydirir ve dua ederdi. Damadın gençlerden birde sağdıcı olurdu. İkindi vaktinde kız evine gelin almaya gidilirdi. Gelin alma zamanı gelince gelinin bineceği at oğlan evinde süslenir kız evine süslü olarak getirilirdi. Kız evinde gelinin ve damadın düğün eşyaları ve çeyiz sandıkları bir ata yüklenir gelin alayı ile mahalle içinde dolaştırılırdı. Ayrıca oğlan evinin genç kadınları birkaç kişi ata binerek gelin sadıcı olur, birkaç erkek yine atlara binerek ciritçi olur gelin alayı ile birlikte Armutlu içinde davul zurna ile dolaşılırdı. Uğur sayıldığı için halen ayakta canlı olan gelin kavağının etrafı dolaşılırdı. Gelin eve geldiğinde gelinin kucağına bir çocuk verilir, gelinin üzerinden şeker atılırdı. Gelin attan inerken genelde bir demir üzerine bastırılır, eve girerken gelin kapı eşiğine yağ sürerdi. Eskiden gelin almaya damat gitmezdi. Damat kendi evinde gizli bir yerden gelin alayını seyrederdi.
 
            Düğünün ertesi günü, gerdek gecesi sabahı bir defaya mahsus davul zurna çalınırdı. O gün gelin yanı yapılır, Armutlu’nun  kadınları kızları gelini ve eşyalarını görmek için ziyaret ederler büyük küçük herkesin eli gelin tarafından öpülürdü.
 
            Gelin ardı günü akşamı oğlan evi tarafı kız evine gelini de alarak hısım akraba ile kız evine ziyarete gidilir, kız evinde yemek yenir, kahve içilir, biraz muhabbetten sonra dönülürdü. Gelin oğlan evinde gelin geldiği evde kendinden küçüklere dahi kız çocuklarına Bılla(abla), erkek çocuklarına efe(agabey) derdi.
 
 
UNUTULAN YEMEKLERİ:
 
1-YALANCI TATLISI: Hazırlanan yufkalar kurumadan kıyılır, kurutulurdu. Kurutulan yufkalar bir kap içine (çanak) konur, üzerine ceviz serpilir, tereyağı kızartılarak pekmez veya şekerle şerbet yapılarak sıcak dökülür soğuyunca yenirdi.
2-YUFKA MAKARNASI: Yapılan yufkalar kurumadan kıyılır, kurutulur, kuruyan yufka kıymaları Lenger olarak bildiğimiz yayvan tepsilere döşenir, üzerine tulum peyniri serpilir, kaynar su ile ayarlı şekilde ıslanır. Üzerine kızartılmış tereyağı dökülerek yenir.
3-DÜTTÜRME: Cevizden biraz büyük soğanlar uç kısımları temizlenir, içleri alınır, bulgurla doldurularak yapılan yemektir.
4- PELTE : Nişasta ile pekmez veya şeker  karıştırılır, pişirilir soğuyunca yenir.
5- SAKAL ÇARPAN: Darı fasulyesi olarak bilinen kuru fasulyenin tazesinin kurutulması ile olur. Kış hazırlığıdır. Pişirildiğinde yağ kızartılır erik ekşisi sarımsaklı su ile karıştırılarak kızartılmış yağ ilave edilerek kaynatılır. Fasulyenin üzerine dökülerek yenir.
6- KEŞ ÇORBASI (YOGURTLU ÇORBA): Keselenmiş yoğurt tuzlanarak parçalara ayrılır, kurutulur. Kışa hazırlıktır. Pişirileceği zaman sıcak suda yumuşatılarak bulgur tanesi gibi oluncaya kadar ezilir. Bir miktar bulgur su ile pişirilir, bulgur pişince ezilen yoğurt pişen bulgura karıştırılır. Sarımsak ilave edilir. Ayrı bir kapta tereyağı kızartılır, çorbanın üzerine serpilir. Sıcak olarak servis yapılır
7- BULAMAÇ : Mısır unu, pişirilmiş süt ile karıştırılarak pişirilir. Çorbadan biraz daha kıvamlı iken ateşten indirilir. Soğuyunca yenir.
 
GİYİMLERİ : Erkekler yetişkinler üst kısımlarına iç giyim olarak kaput bezinden yapılan gömlek,   dış kısımlarına ala bezden yapılmış yelek (gömlek),yelek  üzerine de ceket, aba  giyilirdi. Başlarına şapka ve fes giyerlerdi. Fes üzerine poçu denilen bir sargı sarılırdı. Alt kısımlarına yetişkinler siyah koyunyününden kendilerinin dokuyup yaptığı çaşır ile iç kısmına kaput bezinden yapılan don giyilirdi. Çocukların giyimi ise alt kısımlarına şayak bezi denilen siyah bezden yapılan don giyerlerdi. Çorapları ise koyunyününden kendilerinin tengerek denilen aletle yünler ip haline getirilirdi. Buna ip eğirme denir. Eğrilen iplerden yapılan, kadınlar ve bazı erkeklerin ördükleri çorapları giyerler. Ayakkabı olarak hayvan derisinden yapılmış çarık, çarık çorapları ile ve alt kısımları kabara çakılı kundura ayakkabılarını giyerlerdi. Bellerine kuşak bağlarlardı. Erkekler genelde kendilerinin koyunyününden eğirip dokudukları çaşır ve abaları giyerlerdi. Bu aba ve çaşırların yapımı için dokunan ince dokumalar, Depmi denilen ve kendilerinin yaptığı aletle keçe haline getirilirdi. Depmi denen alet ise çam ağacından çeşme yalağı gibi içi oyulan, belli aralıklarla içerine kalınca diş konan yalakla, yine diş yapılan başka bir alet olurdu. Bu aletin tutulması için iki tarafında kulpları olurdu. Bu iki aletin arasına yün dokuma konur sıcak su dökülerek üstteki alet ileri geri hareket ettirilirdi. Bu durum dokuma ince keçe oluncaya kadar devam ederdi. Bu dokumalar soğuk geçirmez ve birazda kumaş gibi olur. Sonra çaşır ve aba yapılıp giyilirdi.
Kadınların giyimleri ise başlarına fes giyerler, fes üzerine beyaz bez tülbentten yapılan dastar örtülürdü. Dastarlar bazen ala renkli olurdu. Düğünlerde ise en güzel zıbınlarını giyerler başlarına renkli kırep şal örterler, üst kısımlarına ise iç giyimlerine kaput bezi gömlek, dış kısımlarına (Zıbın)üç etek ve  fistan   olarak bilinen elbiseler giyerlerdi Belden yukarısına ise kolsuz renkli basmalardan yapılan delme giyilirdi. Bel kısımlarına özel dokuma kuşak bağlarlardı. Alt kısımlarına da basmadan yapılan donlar(dizlik) giyilirdi. Kadınlar koyun yün iplerinden yapılmış kendilerinin ördüğü çorapları giyerler, belden aşağı kısmına koyun yün ipinden yapılan ve bele bir kolan ile bağlanan peştamal bağlarlardı.
 
ÇOCUKLARIN BAKIMI: Çocuklar doğduğunda ağaçtan yapılmış beşiklere yatırılarak uyutulurdu. Beşiğin alt kısmında bir delik olurdu. Buraya topraktan yapılmış çömlek gibi bir silbinç denen bir kap konur, çocuk sidiğini ve kakasını buraya yapar, çocuk rahatsız olmazdı. Anne beşikte çocuğunu emzirir, beşikten alındığında anne işe gideceğinde ve dışarı çıktığında çocuğunu kolan ve bir peştamal ile sırtına sarınır, çocuk bu şekilde taşınır ve bakılırdı.
 
OYUNLARI : 
SAKLANBAÇ: Birkaç kişi ile oynanır. Oyunculardan biri ebe olur. Ebe duvara dönerek gözleri kapar sayı saymaya başlar. Diğer oyuncular saklanır. Saklanan oyuncuları ebe bulmaya çalışır. Oyuncular ebeye görünmeden ebenin yerini söbeler. Ebe oyunculardan birini ebe söbelerse o ebe olur ve oyun devam eder.
 
MESTİNE OYUNU: Birkaç kişi ile oynanır. Oyunculardan biri ellerini dizlerinin üzeri dayayarak ayaklarını kırmadan eğilir. Diğer oyunular üstünden atlar. Atlayamayan oyuncu ebe olur ve oyun böylece devam eder.
 
UZUNEŞEK OYUNU: Bir veya birkaç kişi bir yere dayanarak yarım vaziyette eğilir. Eğilen kişilerin üzerine diğer ayakta olan oyuncular atlayarak eşeğe biner gibi binerler. Eğer atlayan kişiler düşerse bu sefer onlar ebe olur ve oyun böylece davam eder.
 
TİNGE OYUNU: Birkaç kişi tarafından oynanır. Tingeler kolay kırılmayan ağaçların ince dallarından yapılan tahmini bir metre veya biraz daha uzunca çubuklardan yapılır. Tingelerin ince kısımları biraz yarım yay şeklinde olur. Oyuna katılan kişiler bir hizaya oturur. Sıra ile tingelerini yere vurarak yaylandırırlar. Yaylandırma sırasında karşıya fırlatırlar. Kimin tingesi ileri geçerse o birinci olur. En geriye kalan tingenin sahibi oyundan çıkar. Birinci belli oluncaya kadar  oyun devam eder .Birinci belli olduğunda oyun biter tekrar başlanır.
 
YÜZÜK SAKLAMA OYUNU: En çok kış gecelerinde evlerde oynanır. Oyuna katılanlar daire şeklinde dizilerek ortadaki boşluğa birkaç tane yüzük saklanacak için havlu, şapka, mendil gibi şeyler konur. Oyunculardan biri bunların bir tanesinin altına yüzük saklardı. Diğer oyuncular sıra ile yüzüğün bulunduğu yeri tahmin ederek bulmaya çalışır. Yüzüğü kim bulursa bulan kişi yüzüğü  tekrar saklardı.
 
PABUÇ KAPMA OYUNU: Ortaya bir kazık çakılır, oyuna katılanlar pabuçlarını kazığın etrafına yığar. Kazığa bir ip bağlanır ve ebe olan ipin ulaştığı yere kadar koşarak pabuçları kaptırmamaya çalışırken, diğer oyuncular ise pabuç kapmaya çalışırdı.
 
KÖREBE OYUNU: Bir kaş kişi ile oynanır. Ebe olanın gözleri mendil veya biz bezle bağlanır. Diğer oyuncuları yakalamaya çalışır. Yakaladığı oyuncu ebe olur oyun devam eder.                       
 
ÇELİK ÇOMAK OYUNU:  Birkaç kişi ile oynanır. Malzemesi 50–60 santim sağlam bir sopa (Çomak) ile 15–20 santim sağlam ağaçtan yapılmış uç kısmı metli çelik ile oynanır. Bir taş dikilir, buradan oyuncu elindeki çomağın uç kısmına çeliği koyarak belli bir yüksekliğe atar. Çelik havadan inerken çomakla ileriye vurarak fırlatır ve diğer oyuncular çeliği hava yakalamaya çalışır. Havada yakalarsa oyuncu değişir. Çelik yere düşerse oyuncu çeliği alır ve dikilen taşa atarak taşı vurmaya çalışır. Taşı vurursa oyuncu değişir. Vuramazsa oyun tekrar edilir.  
 
      
KONUŞULAN YEREL KELİMELER 
Avırt  
 Yanak
Didişmek
Kakışmak
Neliklerle
Güclükle
 
Aydınmak 
Ayakkabı
Avut
Bak
Gücülen
Şimdi
Babıç      
Söylenmek
Dizlik
Don
Zukkum
Haram
Bezmek    
Usanmak
Domattizme
Romatizme
Peke
Çit
İfrit    
Sinir
Efe
Abey
Peket
Kapat
Bicımık     
Azıcık      
Garık
Sebze dikilen yer   
Pontur
Pantolon
Bılla          
Abla     
Galgımak
Hoplamak
Pırdolayı
Çevrili
Ünle            
Çağır
Mehe
Uygun
Sındı
Makas 
Önküre     
Ora 
Gahba analı  
Övmek ve Yermek  
İspirte
Kiprit
Bingeşme   
Üst üste gelme 
Gıran
Kenar
Sırım
Sicim, ip
Birebir      
Tesirli
Havsız
Habersiz
Elci
İnsana alışkın hayvan
Boduç        
Testi.
Haranı 
Bakırkap
Ellelem
Galiba
Bogasak   
Boğa isteyen inek
Hıra
Zayıf
Enee
Şaşkınlık
Büglek     
Sığır sineği
Hiyye
Evet
Öngürde
Orada
Buba         
Baba
Honu  
Su içmek için kap
Dişeli
Kadın
Bungunluk
Sıkıntı geçirmek
Horda
Orada
Fıydırmak
Atmak
Burgaşık
Dolaşık
Horabak
Şuna bak
Esi
Yanık odun               
Buymak
Üşümek    
Şippek           
Terlik
Gupa
Bardak
Carcur
Fermuar
Silbinç
Toprak kap
Görek 
Kilik
Cascavlak
Çıplak
Seyit
Koş
Gulunc
Boyun ağrısı
Cımıcık
Azıcık
Şipbedek
Beklenmekedik
Gönek
Gömlek
Cımbıldak
Güvenilmeyen
Gayar
Küfür
Gök
Ham
Cipolmassa
Şayet olmasa
Tenğilmek
Yatmak
Govlaşmak
Dedi kodu
Civşirme
Buruşmak
Tengerek
Yün eğirme aleti
Kıynıştırma
Ara bırakmak  
Cizeme
Ağaç bahçe çiti
İncik
Diz      
Gıygın
Keskin
Çağşır
Yünden pantolon
Turkma
Takılma
Gıymık
Kücük odunparçası  
Çapıt
Bez   
Ünnemek
Çağırmak
Gıvracık
Çabucak
Çavış
Huni    
Yağlık
Mendil
Manar
Nacak
Çırınmak
Bağırmak
Yargın
Sırt
Gerelti
Siper  
Çilbir  
Yular ipi
Zapıramak
Koşmak
Gebeş
Göbekli
Çiye
Meyva içi
Yavsı  
At sineği
Urba
Elbise 
Çokeşmek
Toplanmak
Zattı
Esası
Laklak
Büyük testi
Dalorta
Gündüz
Zıngazınk
Ağzına kadar dolu
Ingastan
Yalandan
Daşyağı
Gazyağı
Mahana
Bahene
Tebelleş
Engel
Debennemek
Gezinmek
Mangoz 
Kiler
Göbelek
Mısır kocanı
Degidide
Övğü
Göbelek
 Mısır kocanı
Cıbıreş
Bağırsak hastalığı
Delbek
Tef
Mehel
Layık
Kanamaz
Kurplu Bakır su kabı         
Dengeltmek
Düzeltmek
Mücüdü
Müjde
Etire
Lafını bilmez            
Gecek 
Çamaşı
Müzmehal
Olumsuz Berbat
Depdüş
Düşe kalka
Dığan
Kap
Narasın
Olmayacak
Belinllemek
Havele geçirmek       
Mavrı
Olgunlaşmamış meyva
Erişik 
Şeytan çarpması        
Susak
Ağaçdan yapılmış su içme kabı
 
 
SÜLALELER 
1-Kirmenler
2- Bayramlar
3- Kocallar
4- Çürükler
5- Ayanlar
6- Şahanlar
7- Tekeliler
8- Hakkılar
9- Çakırlar
10- Topçular
11- İçelliler
12- Çobanlar
13- Şerliler
14- Tüccerler
15- Hacasanlar
 
16- Karakocalar
17- İsmailefendiler
18- Bacaksızlar
19- Karamustafalar
20- Kuşbaşlar
21- Bayramlar
22- Dumanlar
23  Karaçlılar
24- Hekimler
25- Hacımustafalar
26- Ellezler
27- Kadılar
28- Hıraömerler
29- Hatıpoğulları
30- Taylılar
 
31- Destilliler
32- Çavuşlar
33- Kabakçılar
34-  Hacılar
35- Gaftırlar
36- Tıngırlar
37- Kareliler
38- Söbüler
39- Kahveciler
40- Hüsnüler
41- HüseyinEfendiler
42- Kocabaşlar
43- Dallar
44- Osmanlar
45- Kirliler
 
46- Kavuncular
47- Gökmenler
48- Sarıbayramlar
49- Körümmetler
50- Hatıpbekirler
51- Mollahalıllar
52- Çıraklar
53- Hamzalar
54- Mıstılılar
55- Macırlar
56- Sarılar
57- Hekimler
58- H. Mehmetler
 
 
 
(Bu olaylar ve yazılanlar yaşlılarımızın anlattıkları doğrultusunda kaleme alınmıştır)
  
11.07.2008
MUSTAFA AVCI
Armutlu Mahallesi
Eski Muhtarı
    
 ::: Yazan: Gölhisar Belediyesi Basın ve Halkla İlişkiler Md. mailto:mertilav@hotmail.com
 -Bu Haber 716 Kişi Tarafından Okundu
Sayfayı Kapat